1 Ekim 2011 Cumartesi

KÖR KUĞU




Hasrete düşen şiire sarılırmış 
Kitapmış Nuh’un gemisi
Her dilden bir çift kelime alıp
Tufana bıraktım her şeyi

Denizi çekildi gurbetin
Firak dalgalarıyla boğuşan kim kaldı
Çarpıp yalnızlık kayalarına parçalanan
Sabrı dibe çeken kim

Nicedir yüzemedim ayrılık çölünde
Bir kör kuğuyum ben
Kanadı kırık kalbimin birkaç yerinden

Erzurum, 1982

AŞK KILICINDA SINANMAK



Dal tomurcuklar kuşanıp
Yola çıkmış bahardan
Eli kolu dolu geliyor yazdan
Gülümseyiş taşıyor
Muştulu koku yayıyor bahçelere

Yana yakıla vardığımız
Aşkın kapısı iyice aralık..
Işık oldum sevincin içinde
Bak yüzü terliyor toprağın

Bilmezdi mutsuz kızlar
Gamze kesiği kalbinin  
Aşk kılıcında sınandığını
Eteklerine sarılıyor çocuklar


Adana, 1982

BİR ŞİMŞEK YAVRUSU




Kanadından yaralı
Bir kırlangıcım elinde
Yağmurunu yitirmiş
Bir şimşek yavrusu zannetme

Kahramanları göçmüş
Yarım öykülerden
Kalbe vuruyor aydınlığı
Karanlığında bitkin duruyor yalnızlığın

Zamanı kırıp
Parçalarını kedere ekmişim
Türkçeyi bozmuş
Devrimci olmuşum

Ten sürüldüğüm çöldür
Külüm seherlere savrulur
Nefes dökmüşüm şiire
O küçük yanmış bahçede


İstanbul, 1986

30 Eylül 2011 Cuma

EŞİM HAYATIMIN ANLAMI





Yüreği delice dalgalı 
Kem fikirler basmış zihnini 
Endişe bulutları kaplamış ufuklarını 
Geceleri üzülecek diye 


Gönül pusulamın başındayım sürekli
Mutluluğundan sızan şaraba
Uzatırım dudaklarımı
Sarhoşluğum sürsün diye..


Yalnızlığın en ücra köşesinde
Kimsesiz hissedince kalbini
Kitabımın sayfalarında koşan kadın
Şiirlerimde tüketen gücünü


Baş koyduğumuz yastıkta
Rüyaları tamamlıyoruz
Hayatıma gönül dolusu kattığı
Anlam çiçeklerini çiziyor günlerimin




İstanbul, Eylül'11

13 Eylül 2011 Salı

KALBİM ELLERİNDE



Aydınlık kalbimi
Doruğundan uçurunca Torosların
Beyaz uzun parmaklı ellerine konar
Palandöken’deki sevgilimin

Karlı eteklerini çekiştirirken dağların
Tatlarından çok anlamını arıyoruz yaşamanın
Mekik dokurken dağlar arasında
Güvercinlerle örerim şiirimi


Erzurum, 1985

2 Ağustos 2011 Salı

HÜLYA'YA ŞİİRLER YAYINLANIYOR..


Mustafa Yürekli, otuz yıllık aşkının günlüğü şiirlerini toplayıp kitaplaştırıyor. Üniversite eğitimi için gittiği Erzurum'da karşılaştığı Hülya'yı etkilemek kolay olmaz.. Mustafa Yürekli, ailelerin onaylayacakları ama desteklemeyecekleri düğünü yapana kadar büyük bir mücadele verir. Evlilikten sonra da İstanbul'da devam edecektir mücadelesi. Bu uzun mücadelenin adeta günlükleri olan şiirlere yer verilmiş Hülya'ya Şiirler kitabında..

27 Temmuz 2011 Çarşamba

YILKI EYLÜL


Oturduğumuz masa hayatın
Ölüm sınırında
Bir uçurum
Düşüp de sözün parçalandığı

Tek tek ayrıldık oyundan sahneye
Çıkmak için
Önceleri yitip gittik
Bu renkler dünyasında
Bir tek ben
Kaldım her işin tek adayı
Siyasete hevesle

Buraya kadar!
Ey benim yılkı eylülüm
Saatleri sert adımlarla
Geçit resminde tarihin

Canına kıyıldı kuşağımın
Kanı
Bir çuha kutusunda
Ve başparmak
Amel defterinin bir sayfasında
İlk bildirisinde bir darbenin
Altta rütbe
İsim soy isim
Ünvan
Kandan
Kurumuş bir parmak mührü
Her haki yıl ki
O günden beri üniformalı

Burası sabırdır
Cahillik çıkışında
Olgunluk
Kapısı nadir açılan
Ve son harcanan vaktidir doruğunda
Kavak yelleri esen çağın

Şehrin ufkundan düşen bin bir parça
Öfkeyi toplama anı geldi
Kızarmış gözlerle
Ve yabancılara bir yaralı gülücükle dost
Aramaya çıkmanın
Bir pazar tezgahı kadar
Saldırgan yalnızlık hurdalığında
Şiire yarar kelime aramanın
Anlamın alacakaranlığında mahcup
Arz-ı hallerden
Ve buluşulamayan gözlerden
Bir sahte umut kapmanın
Sonu olmalı
Bir heyulada deliksiz uykunun..

Sevgilim otobüste
Başını cama koyduğunda
Ve saçını okşadığında
Kucağında ağlayan kızımın
Döktüğü gözyaşları kadar sıcak
Billur kelimeler sağınağında
Islandım
Sesimde diziliyor milyonlarca
Harf bir anda
Avuçlarım gökyüzüne
Şehvetle açık

Hayalperestliğin neresinden
Dönersen kardır diyebilmeli
Cılız ışıkları sürgün
Sabahının

Doğru başlangıçlar vardır
Fakat benim için hayat
Bir sabah gazeteci büfesine
Bakmadan geçtiğimde başladı
Tam anlamıyla televizyonu
Fişten çektiğim akşam
Küçük kırmızı ışığı söndüğünde
Ruhumda hissettim

Bir yeşil ışık lekesi kışkırtıyordu
Yatak odası
Mutfak derken boşalttım
Bütün bir hayatı
Dışarı bıraktım son olarak kitapları da

Ağır bir pişmanlık
Gömüyor kalbimi
Pıhtılaşmış anıya
Nerede o çocuk gülücüğü
Can kurtaran hale
Yok mu yüzümü onaracak
Üç beş damla umut
Ve söz kanı
Kalbimin sesini güçlendirecek

Hayat hikayem
Bir cümle-i mutarıza
Ayrılığın boynundaki yaftada

Martı çığlıklarının kıyısında masada
Üç genç adam
Biri gözlüğün kirli camını
Siliyor mavi örtüyle
Ötekinin yüzünde perdedir sigara
Dumanları
Masa boşken de görmedi
Böyle bir sessizliği
Garson uğramıyor saatlerce

Nefes kesen bir kızıl
İtiraftır
Damarları kurutur
Oysa arzunun külleri
Soğuk
Ruhu besleyemez hiçbir gelecek..

1990, Kadıköy

GÖZLERİ GÖKYÜZÜ ÇİÇEĞİ


Bakışı muhabbet ovasında
Kıyılarını döven
Bir büyük bir ırmak

Gözleri gökyüzü çiçeği
Tomurcuğu ufkun
Suların kırmızı gülü

Güneş batmaz merhamette
Yükseliyor kelimeler
Mezar taşına yazılı şiirden

Uzun kış gecelerinde
İçe sığmaz bir umut
Bir heyecan dalgadan dalgaya salınan

Gece karlı dağ başlarında kayıp
Beyaz haber güvercinleri mi
Uzun parmakları

Susunca
Bekleyişi buz kesildi
Kalbin

Gözlerini kapayınca
Yıldızlar gözüne mi kaçtı
Bir gelinciğin

Ben
Ormanın avucunda gizlenen
Çiy diyeyim

Siz
Çoktan Akdeniz'in külüne gömülmüş
Bir ses anlayın

Erzurum, 1987

İYİLİK METRESİ


Uzun bir selvi ağacına
Yaslanıp ağlarken
Gizlice boyumu ölçtüm
İyilik metresiyle

İyi bilirdik dedik hep birlikte
İşledi kazmalar kürekler
Eller övünemedi bile kederle
Toprağa konuldu biri

Çok daha kısa olduğumu
Gördüm
Bir böceğin boyundan
Bir papatyadan

Gözümle
Okyanus ötelerine ulaştım
Kulağımla
Kıtaları dolaştım

Orada bir sabır var uzakta
Bir kadını düşündüm
Ağlıyordu mutfakta
Lunaparkta mutluydu çocuklar

İlk kez karıncaların
Gölgeme
Sessizce girip çıkmasından
Hoşnut oluyorum


İstanbul, 1989

BİR ŞİMŞEK YAVRUSU



Kanadından yaralı
Bir kırlangıcım elinde
Yağmurunu yitirmiş
Bir şimşek yavrusu zannetme

Kahramanları göçmüş
Yarım öykülerden
Kalbe vuruyor aydınlığı
Bitkin duruyor karanlığında yalnızlığın

Zamanı kırıp
Parçalarını kedere ekmişim
Eski Türkçeyi bozmuş
Devrimci olmuşum

Ten sürüldüğüm çöldür
Külüm seherlere savrulur
Nefes dökmüşüm şiire
O küçük yanmış bahçede


İstanbul, 1986